Astrolojik Yalanlar

Malum yarın haftasonu! Ben de Cuma gecesinin verdiği rahatlıkla, bu akşam Beyaz Show’u izleyeyim dedim. Konukların arasında beyaz elbiseler içinde, isim analizi yapıp gelecek hakkında öngörülerde bulunan bir kadın vardı. Sonradan öğrendim, adı da Tuğçe Işınsu imiş. İsim analizi, burç analizi vs. yapılırken aklıma geldi, benim yükselenim neydi bir bakayım dedim.

Yükselen burcumu yıllarca “Aslan” sanıyordum ki, sandığımdan bir saat evvel doğduğum için “Yengeç” olabilme ihtimaliyle de karşı karşıya kaldım. Asıl burcum ise Balık. Astro-loji sitelerinde balık burcu kadını için; alçakgönüllü, giyime kuşama düşkün(?), şefkatli, merhametli, karamsar, evcimen, duygusal, hırslı, sevgi düşkünü nitelemelerine yer verilmiş. Bilmem ne kadarı doğrudur? 🙂 Merak etmeyin, zaten bu yazımda da balık burcu özelliklerinden hangisini taşıyıp taşımadığımı değerlendirmekten ziyade, astrolojiye kabaca bir değineceğim.

Türk Dil Kurumu “astroloji” kelimesini “yıldız falcılığı” olarak tanımlıyor. Bu tanımlamadan da yola çıkarak geçmişinin oldukça eski olduğu astroloji için, “gezegen ve yıldızların hareketlerine bakarak geleceğe ilişkin tahminlerde bulunmaktır” diyebiliriz.

Bugün çevremize baktığımızda içinde bulunduğumuz topluluğun büyük bir kısmının astrolojiye inandığını görüyoruz. Bunu neye dayanarak söylüyorum?

Astrolojinin, gerek gazetelerin köşelerinde ayrılan günlük burç yorumlarında, gerek televizyon programlarında, gerek internet üzerindeki hakimiyeti dolayısıyla milyarlarca liralık bir sektöre sahip olduğunu söylemek mümkün. Milyarlarca liralık sektör olmasını da normal karşılamak gerek aslında. Astroloji ile ilgilenen kişiler kendilerini “astrolog” olarak tanımlayarak, bir yıldız falcısı kimliğine bürünüp müşterilerinin hassas noktalarından yararlanarak, yalan söyleme sanatını layıkıyla yerine getirirler. Karşısındaki kişinin psikolojik durumunu hiç düşünmeden, sadece toplumu etkilemeye odaklanırlar ve böylelikle toplumda merak uyandırmayı başarıp sektörün büyümesine katkıda bulunurlar.

Geçtiğimiz haftalarda bir arkadaşımla yine “astroloji” üzerine konuşurken, arkadaşımın savunduğu argüman “Eda ya, Osmanlı’da bile astroloji bir ilimdi, geçmişi çok eski” idi. Halbuki ilim olan astroloji değil; astronomiydi. Maalesef biz de bu noktada astroloji ile astronomiyi birbiriyle karıştıran bir toplumuz. Eski çağlarda astroloji ile astronominin birbirine karıştırılmasını, bilimin yeteri kadar sınanıp sınanmamasına bağlayabiliriz; ama günümüz dünyasında hala bu iki kavramın birbiriyle karıştırılması durumu pek vahim bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor… Hatta astrolojiyi o kadar çok ciddiye alıyoruz ki, geçen yıllarda Romanya’da geleceği bilemeyen falcıların ceza alacağı haberini okuyunca ne kadar şaşırdığımı tahmin edemezsiniz!

Astrolog Susan Miller’i bilmem hatırlar mısınız? Susan Miller bundan 2 yıl öncesinde kendinden emin bir şekilde, 21 Aralık 2010 tarihinde Türkiye’de çok önemli olayların olacağını söylemiş; fakat o tarihte Türkiye’de herhangi bir dikkat çekici olay yaşanmamıştır. Hatta Türkiye’nin o gün en sakin günlerinden birini yaşadığını bile söyleyebiliriz. 🙂 Sadece bahsi geçen bu birkaç olayda değil; dünyada buna benzer birçok astrolojik öngörü kolaylıkla çürütülmektedir.

Türkiye’de ortalama 75 milyon insanın yaşadığını varsayalım. Bu 75 milyon insanın kişiliğini astrolojinin de dediği üzere 12’ye ayırmak ne mümkün?! Balıklar siz duygusalsınız, oğlaklar siz  inatçısınız, başaklar siz titizsiniz! Bir oğlak ne yaparsa yapsın, sahip olduğu burcunun taşıdığı özelliklerinden dolayı asla inatçı değilim diyemez. Hatta bir topluma girdiğinde aman burçlarla ilgili bir konu açılmasın. Hemen “inatçı” etiketini yapıştırırlar üzerine. Bu dünyada yaşayan her bireyin kişiliği farklıdır, her birey özgündür.

Yazımı noktalarken en çok üzüldüğüm nokta ise, “yalan söyleme sanatında uzman” astrologların, “bilim uğruna emek veren” astronomlardan çok daha iyi şartlarda yaşıyor oluşu…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *